YeZeFe – aR25

Başlığı neden böyle apaçi sıtayla yazdım ben de bilmiyorum.Neyse.

Yaklaşık 3 gün önce benimle beraber binlerce kilometre boyunca Istanbul trafiğini göğüslemiş Yamaha YBR 125’ime veda ettim. Son zamanlarda aramız pek iyi değildi. Kış dolayısıyla fazla konuşup görüşemiyorduk. Bir şeyler artık eskisi gibi tat vermiyordu. O da farkındaydı bunun da belli etmiyordu sanırım. Artık başka motosikletler gözüme daha güzel görünmeye başlamıştı ve bundan ona bahsetmeliydim. Bu ilişkide hatalarımı hep alttan alan o olmuştu, onun hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim sanırım. Herşeye rağmen Ağustos ayından Şubat ayına kadar seviyeli bir ilişkimiz oldu kendisiyle. Geçen hafta da çalışmıyorken motor bloğunun kalbine aşağıdaki veda mektubumu bıraktım …

YBR … Nerden başlasam bilemiyorum. İlk başlarda her şey ne de güzeldi. Çok iyi hatırlıyorum, seni ilk gördüğüm anda “İşte başlamam gereken motosiklet bu !” demiştim. Haklıymışım. Sen tam bir başlangıç motosikletisin. Sana ‘motor’ dendiğinde ne kadar kızdığını biliyorum, o nedenle kaçınıyorum o ahlaksız kelimeden… Sen yeni başlayan bir motosikletçinin sahip olmak istediği herşeye sahipsin: Motor bloğu, sele, gidon ve o elciklerin…

Yazın her şey ne kadar da güzeldi seninle. Koskoca Istanbul trafiğini beraber alaşağı etmiştik. Hala da ediyoruz ya, neyse…

Beraber çok güzel yatışlarımız oldu seninle. Hep yollarda yattık belki pek konforlu değildi ama, olsun. Seni daha iyi asfaltlarda yatırmak isterdim, olmadı.

Artık bilmeni istiyorum ki bazı şeylerin aramızda yürümediğinin ben de farkındayım. Belki sen teknik olarak hiç değişmedin, ama ben değiştim YBR. Benim için daha yüksek bir motosiklet sürmenin vakti geldi artık. Şu “Sen daha tecrübesiz sürücülere layıksın” klişesi vardır ya, malesef öyle. Ben artık seni haketmiyorum YBR.

Grenajların çiziksiz, ciğerin hep sağlam kalsın YBR, hoşçakal …

Başta biraz laga luga etti, bakımı gelmiş numarası yaptı ama yemezler 😛 (Kaşla göz arasında motosiklete şiir yazdım ya la …)

Sözün özüne gelecek olursak artık hayatımda yeni bir motosiklet var.

r25bk_004

(Yamaha YZF – R25)

Yukarıdaki bebek 250cc ve gerçekten tam bir ca – na – var. YBR’den sonra böyle bir motora binince eşekten inip ata değil resmen unicorna falan binmiş oluyorsunuz. Motora alışma sürecim hala devam ediyor, fakat şu 3 günde oldukça ilerlettim kendimi. Artık şehiriçi her virajda dizimle kafamı yere değdirebiliyorum. (yersen)

Hep inceleme videolarında bahsedilidiği üzere alet 5,6 bin devirden sonra çıldırıyor ve toplam 14bin devir çeviriyor. Yani siz coştuğunu zannederken devir göstergesinde aslında bi 7bin devir daha sizi bekliyor. Rodajda olduğu için makina tabiki daha 7’binin üstünü nadiren görüyorum henüz, fakat bitmesine 300km falan kaldı 🙂 (hihihihihi)

Teknik özellikleriyle sizi bu yazıda boğmak istemiyorum, zaten favori arama motorunuza R25 yazdığınızda bütün specler önünüze dökülecektir. Ben bu yazıda aslında o speclerden çıkartılamayacak tecrübeleri sizlere aktarmak istiyorum.

Nasıl yaptılar bilmiyorum, fakat söylemem gerekiyor ki Yamaha mühendisleri resmen imkansızı başarmış olabilirler. Motor kaçıncı viteste ya da kaç bin devirde olduğunuza bakmaksızın her zaman harika bir ivmelenme veriyor. Kısacası motor hiçbir zaman boğulmuyor diyebilirim. Siz hissetmiyorsunuz, 4. viteste 10 ile giderken gazı açtığınız zaman alet size ayak uydurup ivmelenmeye başlıyor. Nası oluyo la o?

Dışarıdan oldukça kalıplı duruyor (ki zaten kalıplı bir motor). Ben 172 boyuma rağmen almadan önce “Nası sürcem la ben onu” ya da “O motor çok büyük bana abi yeaa” triplerine girerken aslında yanıldığımı fark ettim.

İster racing tarzında, isterseniz de yarı-racing sürüş pozisyonuyla sürebiliyorsunuz motoru. Gidon turu öyle ahım şahım geniş değil, fakat U dönüşü yapmayacaksanız dar alandan gayet yeterli. Göstergede vites göstergesi dahil neredeyse her şey var ve Ninja 250R gibi öyle sanayi işi bir görünüme sahip değil.

Vitesler şıkır şıkır, fakat ayak pegleri biraz dandik sanırım. Benden kaynaklı da olabilir (zaten 3 gündür sürüyorum hayvanı) ama ara sıra ayaklarım takılmıyor değil.

Ben her zaman kuralcı bir adam olduğumdan dolayı 125,250cc kullanmadan direk 600cc ve racing bir motorla başlayan motorcuları sevmiyorum. Onlar allaemanet gidiyolar yollarda. Bir sevmediğim tip de 125cc,250cc gibi düşük cc (kimilerine göre) motosikletleri %100 olarak kavramadan hacim yükselten motorcular. Motorla içli dışlı olmadan, onla beraber her şeyi yenibaştan keşfetmeden “Gitmiyo abi bu, ehe ehe…” triplerine giren aptallardan bahsediyorum. Her hacimde motorun kendi zevki ve sana katacakları var. Bir kitap gibi. Sen kitabı yarısında bırakırsan sonunu hiçbir zaman öğrenemezsin. Ha eğer kitap seni sarmadıysa belki kitap okumaman, ne bileyim, çimleri falan biçmen gerekiyordur. Malesef, ama bu işin kuralı böyle dostlar.

Hadi eyvallah.

0
Shares