Yazılımcının Kendini Yazılımcı Olarak Hissettiği Anlar

Zamanında ekşisözlük’te bir entry okumuştum.Bir devlet işi için bir yazılımın paketlenmesi gerekiyormuş, yazılımın devredildiği alet gümrüğe mi takılmış vs. artık tam hikayeyi şu an hatırlayamadım. Daha sonra yazılımın ölçeklendirilmesi gerekmiş. O zamanki zaat-ı alimler de bu işi duyduğunuzda ‘hadi len öyle şey mi olur’ tepkisi verdirecek bir cinsten çözmüşler. Eminim çoğunuz o yazıyı görmüş ya da okumuşsunuzdur.

Bir yazılıma fiyat biçilmesi her zaman sorun olmuştur. Bu bir inşaat işi değil ki şu kadar kilo çimento şu kadar lira, vinç gelecek günlük kirası şu kadar lira vs. diye ölçeklendiresiniz. Yani elle tutulur tek şey aslında yazılımcının bastığı tuşlar. Komik 🙂 Sektörü ve şirketini tanıyan insanlar bu fiyatları az-çok kestirip bir şeyler sunabiliyorlar.Amaaa , benim bahsedeceğim yer tabiki de burası değil ^^

Lafı uzatıyorum çünkü hislerimi nokta atışı anlamanız gerek bu konuda. O zaman haydi başlayalım.

Yazılım sektöründe çalışan bir yazılımcı olarak söyleyebilirim ki yaptığım işten çok çok keyif alıyorum. Bir şeyler üretmek, bastığım her tuşun aslında neye hizmet edeceğini benim belirlemem, iş sonunda ortaya çıkan şeyin verdiği mutluluk beni oldukça sevindiriyor.İşimi seviyorum diyelim kısaca.Fakat işimi sevmemin de dereceleri var.Bunun için aşağıdaki maddeler arasında biraz kıyas yapmamız gerekiyor :

  1. Az kod yazarak major bir bug düzeltmek.
  2. Çok kod yazarak minor bir bug düzeltmek.
  3. Az kod yazarak minor bir bug düzeltmek.
  4. Çok kod yazarak major bir bug düzeltmek.

En akıl işi olan tabiki de 1. seçenek. Fakat benim için değil. Benim için önemli olan az veya çok yazdığım ya da minor veya major bugları düzelttiğm değil.Neden diye soracak olursanız cevabı çok basit : Mükemmelliyetçilik.

Atatürk İlke ve İnkılaplarını benimseyen biri olarak o listeye ekleyebileceğim bir madde olsaydı eğer kesinlikle bunu eklerdim. Evet evet, aynen bunu. Mükemmelliyetçilik benim için bir şeyin mükemmel olması değil, mükemmel olmasına giden yolda benim ona verdiğim katkı payıdır.Leylasını arayan Mecnun misali sonsuz bir çölde olmayan birini aramak gibi.Hiçbir şey mükemmel olamayacağı için bu iş de tam olarak buna benziyor.

Kimseyi üzmek ya da kırmak değil amacım, ama basit bir uygulamayı ingilizcesi kuvveetli bir insan 1 hafta çalışmayla kavraya kavraya ortaya koyabilir. Tıpkı benim ilk başlarda yaptığım gibi. Ara sıra eskiden yazdığım kodlara bakıyorum da, bu kendini geliştirme işini çok iyi ilerlettiğimi düşünüyorum.

Bugün çalışırken üzerinde çalıştığım uygulamanın Suspend modundayken App-List’ten tekrar çalıştırıldığında sapıttığını fark ettik. Uygulama alt yapısında Prism kullandığımız için SessionStateService ile ilgili bir şeylerin yanlış gittiğini düşündüm ilk başta. Bunun için yaklaşık 2 saatimi harcayarak SessionStateService’i Prism kütüphanesinin Github reposundan proje içerisine override ederek debug yaptım.Sorun burada değildi, anladığım kadarıyla da olamazdı da.Sorun tam olarak App-List’ten tekrar çalıştırılan uygulamaların Suspended modundan Resumed moduna geçmesi yerine tekrardan launch edilmesiydi.Launch edilen yerde de bizim yaptığımız bazı konfigurasyonlar Frame’in tamamen kararmasına ve AppBarların kapanmasına neden oluyordu.Küçük birkaç dokunuşla bu işi de halletmiş oldum.

Bu olay esnasında zevk aldığım tek şeyin aslında bu mükemmelliyetçilik olduğunu anladım. Sorunun nereden kaynaklandığını bilmiyordum, sadece tahminlerim vardı. Kesin sonuca ulaşamayacağımı bile bile open source bir library üzerinden bir classı kendi projemize implemente ettim. O classın içini düzenledim, methodlarını işimize daha yarayacak şekilde düzenledim vs… En sonunda, yani yaptığım şeyin tamamen boşa olduğunu anladığımda aslında küfürler etmem gerekirken benim yaptığım hareket sadece rahatlamak oldu. Çünkü deep-level işlerle uğraştığımı biliyordum. Yaptığım işler ekrana buton at, butona tıkla mesaj verden çok çok daha öte bir şeydi. Elbette onlar da gerekli, fakat bana asıl yaptığım şeyi sevdiren işler bu tarz şeyler. Beni zorlayan, beni geliştiren, sonu kesin olmayan ve sonucunda da ortaya çıkaracağı şeyin boyutunun küçük ya da büyük olduğunun önemsiz olduğu şeyler.

Yorulmak söz konusu değil. Olamaz.

 

0
Shares